Yarının Şafağından Geleceğin İnsânına: Sosyalist Bloğa Örgütlenme ve Yeni Bir Demokrasi Kültürü Çağrısı
Sandık İllüzyonunun Ötesinde, Hayatın Olduğu Her Alanda Yeni Bir Demokrasi Kültürü ve Taban Örgütlenmesi Çağrısı

Sermaye Düzeninin Kendi Hukukuna Tahammülsüzlüğü
Türkiye siyasal tarihi, 24 Mayıs 2026 Pazar sabahı burjuva demokrasisinin ve onun "hukuk devleti" illüzyonunun tamamen çöktüğü, maskelerin pervasızca indirildiği yeni bir kırılma anına sahne olmuştur. Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatlarının Ankara Emniyeti’ne verdiği tahliye dilekçesinin hemen ardından; çevik kuvvet ve sivil polis ekipleri gaz bombaları, plastik mermiler ve TOMA'larla ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Genel Merkezi’ni fiilen basmıştır. Otopark demirlerinin kırılması, bina içine gaz sıkılması ve seçilmiş yönetimin kapıların arkasında nöbet tuttuğu egemenlik alanının polis zoruyla boşaltılması, kapitalist devlet mekanizmasının yapısal krizini en çıplak haliyle sokağa dökmüştür.
Bu manzara, devrimci bir vizyonla incelendiğinde şaşırtıcı değildir; aksine burjuva yasallığının doğasındaki çelişkinin tarihsel bir kanıtıdır. Sermaye düzeni, kendi bekası ve kliklerinin devamlılığı tehlikeye girdiğinde, kitleleri uyutmak için vazettiği "hukukun üstünlüğü" ilkelerine bizzat kendisi katlanamaz hale gelir.
Anayasa’nın 79. maddesi uyarınca seçimlerin tek ve kesin tescil makamı Yüksek Seçim Kurulu (YSK) iken, bir asliye hukuk ya da istinaf dairesinin sipariş bir kararla kurultay iptal etmesi, egemen sınıfın kendi anayasasını bile bir gecede nasıl çiğneyebileceğini göstermiştir. Karşımızdaki tablo; açık hukuk ihlalleriyle, kendi çıkarlarını korumaya çalışan çıkar çetelerinin ve oligarkların, kitlelerin elinde kalan son biçimsel hakları dahi pervasızca gasp ettiği faşizan bir idari yapının tescilidir.
Düzen Partilerinin Sınırları ve Klik Savaşlarının Görünmeyen Maliyeti
Sermaye düzeninin sınırları içerisinde konumlanan yapıların en büyük çıkmazı, yapısal krizlerini halka fatura etmeleridir. Nitekim bu sipariş "Mutlak Butlan" kararının hem yurt içinde hem de uluslararası kamuoyunda yarattığı sarsıntı muazzam olmuştur.
Ekonomik ve Uluslararası Yansımalar
- Finansal Çöküş: Kararın açıklandığı ilk andan itibaren Borsa İstanbul tepe taklak giderek endeks bazlı devre kesmiş, bankacılık hisseleri %8’in üzerinde değer kaybetmiştir.
- Rezervlerin Yakılması: Döviz kurlarının fırlamasını engellemek amacıyla kamu bankalarından yarım saatte 6 milyar dolar, toplamda ise 10 milyar dolara yakın halka ait rezerv pervasızca yakılmıştır. Siyasetle ilgilenmediğini düşünen her bir yurttaşın cebinden, bu klik savaşı yüzünden fiilen 7.500 TL çalınmıştır.
- Küresel İtibarın İflası: Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan Londra’da yabancı fonlarla masadayken kararın düşmesiyle, İngiliz ekonomist Timothy Ash’in de belirttiği gibi yatırımcılar salonu terk etmiştir. Uluslararası basın (Reuters, Bloomberg, FT) olayı "Erdoğan'ın rakiplerine yargı eliyle vurulan son darbe" ve "demokratik gerileme" başlıklarıyla dünyaya duyurmuştur.
Klik Savaşlarının İç Yüzü ve AKP-Kılıçdaroğlu İttifakı
Bu çöküşün asıl nedeni, düzen partilerinin kendi içlerinde yürüttükleri koltuk ve rant odaklı klik çatışmalarıdır. Dava süreçlerini, normal itiraz süreleri geçtikten sonra Medeni Kanun'daki boşlukları kullanarak başlatan Lütfü Savaş gibi figürler, egemenlerin operasyonu için kullanışlı birer kapı aralamıştır.
Kemal Kılıçdaroğlu ise bitmek bilmeyen koltuk sevdası ve kariyer ihtirası nedeniyle, sistemin sürekliliğini isteyen gerici odakların en kullanışlı aparatı haline gelmiştir. Karardan tam bir gün önce "arınma" videosu çekerek zemin hazırlamış, sabahın köründe arkasına aldığı mafyatik ve kriminal tiplerle kendi partisinin genel merkez kapısına dayanarak faşizan bir zorbalığa imza atmıştır.
AKP ve Adalet Bakanı Akın Gürlek, bu ihtirası kendi çıkarları için kusursuzca organize etmiş; ceza soruşturmalarını şantaj olarak kullanarak hukuku araçsallaştırmış ve muhalefeti "ehlileştirme" planını faşizan baskılarla uygulamaya koymuştur.
Devrimci Not: Düzen partilerinin özü birbirinden farklı değildir. Bugün faşizan baskılara karşı meşru sokak direnişini sonuna kadar savunmakla birlikte biliyoruz ki; yarın burjuva düzen partisi olan CHP bile iktidar olsa, kapitalist sömürü ilişkileri devam ettiği müddetçe demokrasi, insan hakları ve kesintisiz emek mücadelesi kararlılıkla sürmek zorundadır.
Parlamentarizm Bir Amaç Değil, Sadece Bir Araçtır
Geleceğin özgür dünyasını ve yeni insanını kurma iddiasında olan bizler için parlamentarizm, toplumsal kurtuluşun nihai adresi değil; yalnızca sesimizi kitlelere ulaştırabileceğimiz, egemenlerin yalanlarını ifşa edebileceğimiz taktiksel bir araçtır. Siyaseti sadece seçimden seçime sandığa gitme ritüeline indirgeyen burjuva illüzyonu, halkı edilgen bir izleyiciye dönüştürür. Gerçek meşruiyet ve değiştirici güç meclis koltuklarında değil; yaşamı elleriyle var eden kitlelerin örgütlü gücündedir.
- Yatay ve Kitlesel Örgütlenme: Siyasal odak noktamızı seçim takvimlerinden çıkarıp; fabrikalarda, mahallelerde, kampüslerde ve plazalarda yaratacağımız İş Yeri Komitelerine, bağımsız sendikalara ve demokratik kitle örgütlerine (STK) kaydırmak zorundayız. Yerelden, tabandan gelmeyen hiçbir güç sermaye kuşatmasını kıramaz.
- Alternatif Yapıların İnşası: Burjuva ideolojisinin kitleleri sersemleten aygıtlarına karşı; kendi alternatif eğitim merkezlerimizi, kolektif yaşam alanlarımızı ve aydınlanma nüvelerimizi bugünden örgütlemeliyiz. Siyaset, halkın sadece oy verip kenara çekildiği bir mekanizma olamaz; kendi seçtiğimiz yerel yönetimleri (belediyeleri) bile her gün daha iyisi için eleştiren, denetleyen, aşağıdan yukarıya işleyen bir denetim yapısına kavuşmalıdır.
- Kesintisiz Mücadele Şiarı: Tekrar ediyoruz; meclis koltuklarında kimin oturduğundan bağımsız olarak, sermaye düzeni var olduğu müddetçe insan hakları, özgürlük devrimleri ve emeğin kurtuluşu mücadelesi bizim için kesintisiz ve süreklidir.
Demokrasi Kültürünü Tabandan İnşa Etmek İçin Somut Ödevler
Ortak mücadele yeteneği kazanmak ve faşizan ablukayı dağıtmak, adliye koridorlarına sıkışmış elitist savunmalarla mümkün değildir. Demokrasi kültürünü tabandan ve sarsılmaz bir etik üzerine inşa etmek için önümüzdeki somut ödevler şunlardır:
- Sınıfsal Aydınlanma Seferberliği: Yaşanan krizlerin, borsa çöküşlerinin ve hukuksuzlukların faturasının doğrudan işçi sınıfının mutfağına yansıdığını kitlelere anlatmalıyız. Kitlelerin "öğrenilmiş çaresizlik" ve apolitizm girdabına kapılmasını engelleyecek, egemenlerin mantıksal safsatalarını (kaset komploları, uydurma rüşvet iddiaları) yapı sökümüne uğratacak bir toplumsal aydınlanma hareketi başlatmalıyız.
- Geleceğin İnsanının Örgütlenme Modeli: Bizim inşa edeceğimiz yapılar burjuva partileri gibi lider fetişizmine, gizli klik protokollerine ve delege pazarlıklarına dayanamaz. Yarının dünyasını kuracak örgütlenme modeli; tabanın söz ve karar hakkını mutlak kılan, hiyerarşisiz, kolektif ve doğrudan demokrasiye dayalı yapılardır.
- Mevzilere ve Sokaklara Çağrı: Yaşamın olduğu her alanı —fabrikaları, sokakları, mahalleleri— faşizme karşı birer direniş ve örgütlenme mevziine dönüştürmeliyiz. Pijamalı ve terlikli konforlu muhalefet çizgisi reddedilmeli; meşru sivil itaatsizlik, genel grev ve tüketimden gelen gücün örgütlü boykot hatları her alanda organize edilmelidir.
- Geleceğin Etiği ile Yönetim: Kurduğumuz ve kuracağımız her kolektif yapı; aşağıdan yukarıya denetlenebilir, tabana karşı hesap verebilir, eleştiri-özeleştiri mekanizmalarıyla geliştirilebilir olmak zorundadır. Siyaset esnaflarının yüzsüzlüklerine karşı, geleceğin sömürüsüz dünyasının temiz, dürüst ve devrimci etiğini bugünden tüm kurumlarımızda egemen kılmalıyız.
Sonuç: İnisiyatif Halkın Elleriyle Yazılacak
Nihai olarak; kendi yaşamlarımız, emeğimiz, aşımız ve özgürlüğümüz hakkında karar verecek olan yegane güç bizzat kendimiziz. Beş yılda bir önümüze konan yalan rüzgarlarını ve sandık simülasyonlarını bekleyerek harcayacak tek bir saniyemiz dahi yoktur.
Seçimden seçime beklemeden; her an, her saniye ve hayatın fışkırdığı her yerde kendi dünyamızı güzelleştirmek, emeğimizi savunmak ve geleceği bugünden kurmak için örgütlenmek zorundayız. Bizi adaysız, lidersiz ve seçeneksiz bırakarak siyasal alanı tanzim etmek isteyenlerin hesapları, kitlelerin tabandan yükselen örgütlü iradesi ve birleşik mücadelesi karşısında erimeye mahkûmdur.
Tarihin akışını saray yargısının ellerinden çıkan kararlar değil, kendi hayatına ve yarınına sahip çıkan halkın örgütlü öz gücü belirleyecektir.
Geleceğin düzeninin bağımsız bayrağı altında, tabandan tavana örgütlenmeye ve geleceği kurmaya!
İlginizi çekebilir ...





