Bilgi Müşterekleri
Hakkımızdaİletişim
Tüm yazılar

Günah Keçisi Olarak Piksel Şiddeti: Toplumsal Çürüme, Aile ve Dijital Dünyanın Ekonomi Politiği

Kapitalist Yabancılaşma Kıskacında Aile, Meta Haline Gelen Şiddet ve Özgürleşmiş Homo Ludens'in Geleceği

Yazar: Bilgi Müşterekleri
Günah Keçisi Olarak Piksel Şiddeti: Toplumsal Çürüme, Aile ve Dijital Dünyanın Ekonomi Politiği

Türkiye’de son dönemde tırmanışa geçen, infial yaratan şiddet sarmalı, egemen ideolojinin koruyucuları ve ana akım medya tarafından yine sığ bir zemine hapsedilmeye çalışılıyor. Ekranda patlayan pikselleri, dijital oyunları ve sosyal medya algoritmalarını suçlayarak toplumsal cinnetin faturasını "teknolojiye" kesmek, burjuva sosyolojisinin en eski illüzyonlarından biridir. Bir tarafta "Çocuklar oyun oynayıp katil oluyor" diyen sığ bir teknofobi, diğer tarafta ise yapısal krizleri görmezden gelip suçu tamamen soyut bir "kültürel yozlaşma" parantezine alan liberal yaklaşım...

Geleceğin dijital dünyasını tasarlayan bir bilişimci gözüyle baktığımızda, bu tartışmanın kendisi bir yanlış bilinç (false consciousness) üretme çabasıdır. Şiddet, dijital dünyada doğup fiziksel dünyaya sızan bir virüs değil; aksine, kapitalist üretim ilişkilerinin ürettiği yapısal vahşetin dijital aynadaki hiper-gerçekçi yansımasıdır.

Altyapı ve Üstyapı Diyalektiği: Şiddetin Gerçek Kaynağı Nedir?

Meseleyi doğru tahlil etmek için Marx’ın altyapı-üstyapı formülasyonuna geri dönmeliyiz. Ekonomik ilişkiler, güvencesizlik, derin yoksulluk, geleceksizlik ve sınıfsal kutuplaşma altyapıyı oluşturur. Kültür, hukuk, aile ilişkileri ve dijital oyunlar ise bu altyapının üzerinde yükselen üstyapı unsurlarıdır.

Türkiye’de son yıllarda yaşanan şiddet patlaması, kapitalizmin derinleşen yapısal kriziyle doğrudan ilintilidir. Gençlik, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar geleceksizlikle, lümpenleşmeyle ve sistem dışına itilmekle karşı karşıyadır. Ekonomik olarak nefes alamayan, toplumsal hareketlilik kanalları (eğitim, liyakat vb.) tamamen tıkanmış bir toplumda, birey kaçınılmaz olarak yabancılaşma sarmalına düşer.

"İnsan çevreye yabancılaştıkça, kendine ve diğer insanlara da yabancılaşır. Bu yabancılaşmanın en uç ve çürümüş formu, ötekini bir meta veya yok edilmesi gereken bir nesne olarak gören nihilist şiddettir."

Oyunlar bu şiddeti icat etmez; sistemin yarattığı öfkeyi, çaresizliği ve güçsüzlük hissini emerek onu metalaştırır ve piksellere döker. Gençler oyundaki şiddetten etkilenip sokağa çıkmıyor; sokakta, okulda, evde maruz kaldıkları ve anlamlandıramadıkları sistemsel şiddetin yarattığı katarsis (boşalım) ihtiyacını oyunlarda arıyorlar.

Mikroskobik Kriz: Kapitalist Kuşatma Altında Aile

Toplumsal yapının sorumluluğunu kabul etmek, mikro düzeydeki yapıları, yani aileyi temize çıkarmak anlamına gelmez. Ancak aile, dış dünyadan yalıtılmış kutsal bir hücre değil, kapitalist sömürünün en çok hırpaladığı toplumsal kurumdur.

Bugün aile düzeyinde yaşanan sorumluluk krizini diyalektik olarak şöyle analiz etmeliyiz:

  • Zamanın ve Emeğin Gaspı: Günde 10-12 saat, asgari ücretle ya da güvencesiz koşullarda çalışan, eve döndüğünde hem fiziksel hem de duygusal olarak tükenmiş olan anne-babalar, çocuklarına "nitelikli zaman" ayıramazlar. Kapitalizm, ebeveynlerin emeğini gasp ederken, çocukla kurulacak duygusal bağı da felç eder.
  • Dijital Bakıcılık (Digital Babysitting): Ekonomik ve psikolojik olarak tükenen aile için internet ve dijital oyunlar, çocuğu oyalayan ucuz ve zahmetsiz birer "dijital bakıcıya" dönüşür. Ebeveynler, sistemin üzerlerine yıktığı stresle baş etmeye çalışırken, çocuğun dijital dünyada ne tür bir yabancılaşma ve lümpenleşme sarmalına girdiğini denetleyecek bilişsel ve zamansal kapasiteden yoksundur.
  • Şiddetin Evde Yeniden Üretimi: Toplumsal kriz, aile içine ev içi şiddet, ekonomik baskı ve psikolojik terör olarak sızar. Çocuk, ilk şiddet provasını dijital oyunda değil; babanın anneye öfkesinde, annenin çaresiz çığlığında, televizyondaki militarist dizilerde ve hayatta kalma mücadelesinin getirdiği o gergin aile atmosferinde görür.

Dolayısıyla ailenin "ilgisizliği" veya "yetersizliği", bireysel bir ahlak sorunu değil; ailenin kapitalist sistem tarafından işlevsizleştirilmesinin doğrudan bir sonucudur.

Meta Olarak Dijital Dünya ve Şiddetin Ekonomi Politiği

Peki, dijital dünya tamamen masum mudur? Elbette hayır. Ancak dijital dünyanın sorunu "oyun" olması değil, meta olmasıdır.

Bugün oyun sektörü, Hollywood’u geride bırakan devasa bir kapitalist endüstridir. Bu endüstrinin tek bir amacı vardır: Kullanıcının ekran başında kalma süresini (engagement) maksimize ederek ondan veri ve para (mikro-ödemeler) sızdırmak.

  • Dopamin Ekonomisi ve Şiddet: Kapitalist algoritmalar, insan beyninin en ilkel mekanizmalarını hedef alır. Şiddet, rekabet, hayatta kalma dürtüsü ve "ötekini yok etme" arzusu, en hızlı dopamin salgılatan unsurlardır. Oyun şirketleri, gençleri şiddet yanlısı yapmak istedikleri için değil, şiddet sattığı ve en yüksek kâr marjını getirdiği için oyun mekaniklerini hiper-şiddet ve toksik rekabet üzerine kurarlar.
  • Lümpen-Dijital Alanlar: Discord, Telegram veya bazı oyun topluluklarında filizlenen faşizan, kadın düşmanı ve nihilist klikler, kapitalizmin yarattığı yalnızlığın ve atomizasyonun (bireylerin yalnızlaşmasının) pazar yerleridir. Sistem, gençleri yalnızlaştırır; algoritmalar ise bu yalnızlığı radikalleştirerek paraya çevirir.

Geleceğin İnsanı ve Özgürleşmiş Dijital Dünya

Biz Marksistler için teknoloji, lanetlenmesi gereken bir canavar değil, insanlığın kurtuluşunu sağlayacak üretici bir güçtür. Sorun teknolojinin kendisinde değil, onun özel mülkiyet sınırları içinde, kâr odaklı kullanılmasındadır.

Geleceğin sınıfsız, sömürüsüz dünyasında —yani geleceğin insanının gözüyle— dijital dünya ve oyun kavramı radikal bir biçimde dönüşecektir:

Homo Ludens'in (Oynayan İnsanın) Yeniden Doğuşu

  • Kâr Odaklı Değil, Gelişim Odaklı Algoritmalar: Geleceğin dijital dünyasında oyunlar, kullanıcının vaktini çalıp onu bağımlı kılmak için tasarlanmış dopamin tuzakları olmayacaktır. Oyun, insanın bilişsel yeteneklerini, kolektif çalışma bilincini, estetik algısını ve problem çözme becerilerini geliştiren özgür bir üretim alanı haline gelecektir.
  • Yabancılaşmanın Değil, Kolektif Yaratımın Aracı: Geleceğin insanı, sistemin yarattığı öfkeyi kusmak için dijital dünyada sanal boğazlar kesmeye ihtiyaç duymayacaktır. Çünkü sokakta, iş yerinde, hayatta zaten özgür ve güvenceli olacaktır. Oyunlar; evren tasarlama, kolektif hikaye anlatıcılığı ve insan yaratıcılığının sınırlarını zorlama simülasyonlarına dönüşecektir.
  • Şiddetin Estetik Yapıbozumu: Geleceğin sanatında ve oyunlarında çatışma (conflict) yine var olabilir; ancak bu çatışma, insanı lümpenleştiren kör bir vahşet formunda değil, insanlık durumunu, doğayla olan ilişkiyi veya felsefi açmazları anlamlandıran estetik ve entelektüel bir araç olarak var olacaktır.

Sonuç

Türkiye sokağındaki şiddeti çözmek istiyorsak, bilgisayarların fişini çekmeyi öneren sığ burjuva muhafazakarlığını reddetmek zorundayız. Fişi çekilmesi gereken şey çocukların oyunları değil; insanı insana kırdıran, aileyi tüketen, gençliği geleceksiz bırakan ve şiddeti en kârlı meta haline getiren kapitalist sömürü çarkıdır.

Toplumsal dokuyu çürüten pikseller değil, piyasa ekonomisinin ta kendisidir. Geleceğin özgür insanı, üretim araçlarını eline aldığında, dijital dünyayı da bir şiddet panayırı olmaktan çıkarıp, insanlığın kolektif oyun alanına dönüştürecektir.

İlgili Başlıklar