Bilgi Müşterekleri
Hakkımızdaİletişim
Tüm yazılar

Bir Hukuk Rejiminin Tasfiyesi ve Halkın Aydın’ı: Can Atalay

Soma’dan Meclis’e: Halkın Vicdanından Gasp Edilen Anayasal İradeye

Yazar: Bilgi Müşterekleri
Bir Hukuk Rejiminin Tasfiyesi ve Halkın Aydın’ı: Can Atalay

Bugün 14 Mayıs 2026. Soma katliamının üzerinden tam 12 yıl geçti. Yer altındaki 301 canımızın sızısı hala taze iken, o madencilerin, o ailelerin ve bu ülkenin tüm mazlumlarının sesi olan bir isim, iradesi gasp edilerek dört duvar arasında tutuluyor: Can Atalay.

Can Atalay dosyası, sadece bir milletvekilinin tutukluluğu meselesi değildir. Bu dosya, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir "hukuk devleti" mi, yoksa "kuralsız bir güçler savaşı alanı" mı olduğunun turnusol kağıdıdır.

Can Atalay’ın meclise dönmesi bir lütuf değil, anayasal bir zorunluluktur.

Anayasa’nın İhbar Hattı: Can Atalay ve Hukuk Devletinin Geri Kazanımı

Türkiye hukuk tarihi, birçok kırılma noktasına şahitlik etmiştir; ancak hiçbir dönemde Anayasa, bizzat yargı eliyle bu denli "yok hükmünde" sayılmamıştır. Can Atalay’ın şahsında somutlaşan süreç, bir hukuk krizinden ziyade, bir anayasal düzen krizidir. Halkın oylarıyla seçilmiş, mazbatasını almış bir milletvekilinin meclis kürsüsü yerine cezaevi hücresinde tutulması, sadece Hatay halkının değil, 85 milyonun hukuk güvenliğinin askıya alınmasıdır.

Hukuki Teşhir: Anayasa’nın 153. Maddesi Kimin İçin?

Can Atalay dosyasındaki hukuksuzluğu anlamak için hukukçu olmaya gerek yoktur; sadece okuma yazma bilmek ve temel mantık kurallarını işletmek yeterlidir. Süreç, yargının en üst kademeleri arasında bir "hiyerarşi savaşına" bilinçli olarak itilmiştir.

  • AYM’nin Kesin Kararı: Anayasa Mahkemesi (AYM), Can Atalay hakkında iki kez "hak ihlali" kararı vermiş ve tahliye edilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. Anayasa’nın 153. maddesi şüpheye yer bırakmayacak kadar nettir: "Anayasa Mahkemesi kararları kesindir. Yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar."
  • Yargı Darbesi: Yargıtay’ın AYM kararını uygulamayı reddetmesi ve AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunması, hukuki bir yorum farkı değil, bir "yargı darbesidir." Bu, anayasal düzenin en alt biriminden en üst birimine kadar herkesin uymakla yükümlü olduğu "üst kodu" bozmak demektir.
  • Milletvekilliği ve Dokunulmazlık: Anayasa’nın 83. maddesi, yasama dokunulmazlığını düzenler. Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorgulanamaz, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Can Atalay’ın durumu, bu korumanın tamamen dışına itilerek "istisnai bir düşman hukuku" uygulamasına dönüştürülmüştür.

Organik Aydın Modeli: Neden Can Atalay?

Neden diğerleri değil de Can Atalay bu denli bir kuşatma altındadır? Çünkü Can Atalay, Gramsci’nin tabiriyle tam bir "organik aydın"dır. O, bilgisini ve hukuk yetkinliğini sermayenin ya da devletin bekası için değil, doğrudan doğruya halkın yaşamsal çıkarları için kullanan bir insandır.

  • Soma’nın Hafızası: 12 yıl önce bugün madende kalanların hakkını, havalandırma raporlarındaki sahtecilikleri, kâr hırsıyla göz yumulan ihmalleri tek tek deşifre eden odur. Sermayenin en korunaklı alanlarına hukukla giren bir aydındır.
  • Aladağ ve Çorlu: Tarikat yurtlarında yanan çocukların ve rayların altında kalan canların davasını "siyaset üstü" bir vicdanla değil, "sınıfsal bir adalet" arayışıyla savunmuştur.
  • Kamu Yararının Savunucusu: O, sadece bir avukat değil; parkın, ağacın, suyun ve işçinin vekilidir. Onu içeride tutmak, halkın bu savunma kalkanını kırmaktır. Selçuk Kozağaçlı gibi diğer hak savunucularının maruz kaldığı süreçler de bu patternin (dizilimin) bir parçasıdır; ancak Can’ın durumu, halk iradesinin (milletvekilliğinin) doğrudan gaspı olması hasebiyle sistemin en büyük açığıdır.

Teşhir Ediyoruz: Hukuksuzluk Bir Yönetim Biçimidir

Can Atalay’ın tahliye edilmemesi teknik bir hata değil, bilinçli bir yönetim tercihidir. Bu tercih;

  1. Halkın kendi vekilini seçme iradesini önemsizleştirmeyi,
  2. Anayasa’yı "tavsiye niteliğinde bir metin" haline getirmeyi,
  3. Hak arayan her bireye "seni kimse koruyamaz" mesajı vermeyi amaçlar.

Hukuk sistemini hiçe sayan bu yönetim anlayışı, adaleti bir "cezalandırma ve rehin alma" mekanizmasına dönüştürmüştür. Can Atalay bugün mecliste değilse, bu sadece yargının bir dairesinin kararı değildir; bu, yürütmenin yargı üzerindeki ağır gölgesinin ve anayasal düzene karşı girişilen sistemli tasfiyenin sonucudur.

Vicdanlara Sesleniş: Adalet Herkesin Ekmeğidir

Toplum olarak şunu anlamak zorundayız: Can Atalay’ın hücresi, aslında Türkiye’nin hukuk güvenliğinin sınırıdır. O hücrenin kapısı hukukla açılmadığı sürece, hiçbir vatandaş evinde, iş yerinde ya da sokakta hukuki bir güvenceye sahip değildir.

Selçuk Kozağaçlı’dan diğer tüm siyasi tutsaklara kadar uzanan bu hukuksuzluk zinciri, toplumun vicdanını köreltmekte, adalete olan inancı yok etmektedir. Oysa adalet, bir toplumun bir arada yaşamasını sağlayan tek oksijendir. Soma’da nefessiz kalan madencilerin hakkını savunan bir hukukçuyu nefessiz bırakmaya çalışmak, bu ülkenin geleceğini karanlığa mahkum etmektir.

YouTube

Sonuç: Hakikat Çağrısı

Can Atalay, Hatay halkının iradesidir. Can Atalay; Soma’nın, Aladağ’ın, Çorlu’nun ve Gezi’nin adalet arayışıdır. Onun bugün olması gereken yer bir demir parmaklık arkası değil, halkın sorunlarını haykıracağı Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsüdür.

Bu bir rica değil, anayasal bir emirdir! Hukuk, bir gün onu çiğneyenlere de lazım olacaktır. Ancak bugün asıl mesele, çiğnenen o hukukla birlikte halkın onurunu ve iradesini ayağa kaldırmaktır. Can Atalay’ın meclise dönüşü, sadece bir kişinin özgürlüğü değil, bu topraklarda adaletin yeniden hüküm sürmeye başladığının ilk ve en güçlü şafağı, hukukun yeniden kazandığı zaferin sarsılmaz manifestosu olacaktır.

Herkesi, bu büyük hukuksuzluğun teşhirine ortak olmaya; Soma’da toprağın altına gömülmek istenen hakikati, Can Atalay’ın meclisteki sesiyle gün ışığına çıkarmaya davet ediyoruz.

**Anayasa uygulansın, Can Atalay meclise dönsün! **

Çünkü Adalet, Halkın Ta Kendisidir!

İlgili Başlıklar